HavacılıkBölüm 69 / 86

Gelir fırsat modeli (ROM) ve havayolu gelir yönetimi performansının ölçümü

Bir uçuşun geliri mevsimden, rakip fiyatından ve talepten etkilenir; gelir yönetiminin payını bunlardan ayırmak için American Airlines 1987'de gelir fırsat modelini (ROM) geliştirdi. Bu bölüm modelin kontrolsüz, gerçekleşen ve mükemmel kontrol senaryolarını nasıl karşılaştırdığını, kaybı spoilage ve dilution olarak nasıl ayırdığını ve AUS-DFW örneğinde fırsatın yüzde kaçının yakalandığını anlatıyor.

ai üretimi

Havacılık · İçindekiler
  1. 01Posta sözleşmesinden SABRE'ye
  2. 02SABRE'den PSS'e: bir mimari neden 60 yıl yaşadı
  3. 031978: kâr garantisi kalkınca gelir yönetimi doğdu
  4. 04Yield Management: erken dönem stratejik analiz ve iş mantığı
  5. 05Yield Management: rekabet stratejileri ve PEOPLExpress analizi
  6. 06Gelir yönetimi ve stratejik operasyonlar: PEOPLExpress ve American Airlines analizi
  7. 07PEOPLExpress ve havacılık sektörü: sadakat programları ve dağıtım sistemleri stratejik analizi
  8. 08Havacılık rezervasyon ve küresel dağıtım sistemleri (GDS) analizi: stratejik gelişim ve iş mantığı
  9. 09Havacılık endüstri standartları ve yönetişim: stratejik analiz belgesi
  10. 10GDS ve havacılık dağıtım ekosistemi: stratejik analiz ve iş mantığı rehberi
  11. 11Havacılık rezervasyon sistemleri ve dijital dağıtım kanalları stratejik analizi
  12. 12Seyahat değer zinciri ve dağıtım kanalları analizi: stratejik brifing notu
  13. 13Seyahat dağıtım ekosistemi ve yeni dağıtım yeteneği (NDC) analizi
  14. 14NDC@Scale: havacılık dağıtım kanallarında dönüşüm ve iş mantığı analizi
  15. 15Havayolu pazarlama planlama süreci ve iş mantığı analizi
  16. 16Havacılık planlaması ve gelir yönetimi: stratejik analiz
  17. 17Havacılıkta gelir yönetimi ve rekabet stratejileri: Sun Tzu prensipleriyle iş mantığı analizi
  18. 18Havayolu fiyatlandırma ve verim yönetimi stratejileri: analitik bir bakış
  19. 19Havacılık fiyatlandırma ürünleri ve iş mantığı analizi
  20. 20Havacılık ücret ürünlerinin sınıflandırılması: stratejik analiz ve iş mantığı
  21. 21Havacılık dağıtım kanalları ve ücret kuralları: stratejik analiz belgesi
  22. 22Havacılık ücret kuralları ve yolculuk tipleri stratejik analizi
  23. 23Havacılık güzergah fiyatlandırması ve iş mantığı analizi
  24. 24Ücret yapılandırması, segmentasyon ve sadakat programları analizi
  25. 25Havacılıkta özel ücretler ve fiyat esnekliği
  26. 26Havacılıkta ücret yönetimi ve planlama stratejileri
  27. 27Reaktif fiyatlandırma süreci ve stratejik karar mekanizmaları
  28. 28Proaktif fiyatlandırma ve ücret rasyonalizasyonu: stratejik iş mantığı analizi
  29. 29Havacılıkta gelir paylaşımı: çok taraflı ve ikili prorate anlaşmaları (MPA ve SPA)
  30. 30Havayolu ek hizmetleri (ancillaries) ve iş mantığı analizi
  31. 31Havacılık gelir yönetimi ve ücret yapıları analizi
  32. 32Havacılıkta spill (taşan talep) modeli ve iş mantığı analizi
  33. 33Beklenen kapasite aşımı (expected spill) ve Boeing modeli analizi
  34. 34Havacılık talep tahmini ve spill (taşan talep) modelleri analizi
  35. 35Gelir yönetiminde beklenen kayıp (spill) ve talep analizi
  36. 36Havacılık spill modelleri için girdi parametrelerinin kalibrasyonu
  37. 37Havacılıkta kapasite yönetimi ve spill (taşan talep) analizi
  38. 38Nominal doluluk oranı ve talep kaybı (spill) analizi
  39. 39Yüksek varyanslı talep ve iki aşamalı Cox dağılımı
  40. 40İki aşamalı Cox dağılımıyla spill ölçümü
  41. 41Havacılık endüstrisi ve gelir yönetimi analizi
  42. 42Havacılık gelir yönetimi alternatifleri ve iş mantığı analizi
  43. 43Gelir artışı ve tahmin doğruluğu: iki boyutlu zamanda talep tahmini
  44. 44Rezervasyon profilleri ve talep tahmini
  45. 45Rezervasyon profillerinin kümelenmesi ve iptal oranı analizi
  46. 46Gelir yönetiminde talep profilleri ve veri arındırma
  47. 47Gelir yönetiminde talep tahmini ve kısıtlanmamış talep analizi
  48. 48Havacılık talebi tahminleme ve zaman serisi analizi
  49. 49Gelir yönetiminde tahminleme modelleri ve iş mantığı analizi
  50. 50Havacılık gelir yönetimi: rezervasyon tahminleme ve talep analizi
  51. 51O&D talep tahmini: birinci ve ikinci nesil yaklaşımlar
  52. 52Rekabetçi havayolu alışveriş verileri analizi
  53. 53Havacılıkta veri odaklı iş mantığı ve karar destek sistemleri
  54. 54Havacılık gelir yönetimi ve tüketici tercih modellemesi
  55. 55İtinerer tercih modelleri ve talep analizi
  56. 56O&D tahminleme ve must-forecast listesi
  57. 57Havacılık ve hizmet sektöründe overbooking stratejileri ve operasyonel analiz
  58. 58Biniş oranı tahmini ve overbooking stratejileri
  59. 59Havacılıkta overbooking (fazla rezervasyon) ve show-up modelleme stratejileri
  60. 60Havacılıkta overbooking stratejileri ve gelir yönetimi
  61. 61İndirim tahsis kontrolleri, Littlewood kuralı ve Gamma talep modeli
  62. 62Gamma dağılımı ve indirim tahsisi: koruma seviyeleri ve gelir oranları
  63. 63İndirim tahsisi ve rezervasyon optimizasyonu: EMSR ve entegre overbooking
  64. 64Rezervasyon envanter kontrolü ve gelir yönetimi
  65. 65Karma ve hibrit envanter kontrol sistemleri
  66. 66Havacılık gelir yönetimi: envanter kontrolü ve iş mantığı analizi
  67. 67Paylaşımlı kabin envanteri ve funnel uçuşlar
  68. 68Havacılık gelir yönetimi performans ölçümü
  69. 69Gelir fırsat modeli (ROM) ve havayolu gelir yönetimi performansının ölçümü
  70. 70Gelir yönetiminde kritik durum belirleme ve O&D stratejileri
  71. 71Havayolu envanter kontrol stratejileri ve ağ etkileri
  72. 72Havacılık gelir yönetimi: virtual nesting (sanal yuvalama) analizi
  73. 73Sanal gruplama ve çift indeksleme: havacılık envanterinde koltuğun kime açılacağı
  74. 74Dinamik sanal gruplama (dynamic virtual nesting) ve gelir yönetimi analizi
  75. 75Havacılık gelir yönetimi ve O&D optimizasyonu: sanal yuvalama ve CER
  76. 76Sürekli yuvalama (continuous nesting) ve teklif fiyatı kontrol sistemleri analizi
  77. 77Havacılık gelir yönetimi: şebeke optimizasyon modelleri
  78. 78Gelir yönetiminde ağ optimizasyonu ve bacak ayrıştırma
  79. 79Havacılık gelir yönetimi ve ağ optimizasyonu stratejileri
  80. 80O&D gelir yönetimi ve koltuk kullanılabilirliği hesaplama
  81. 81Yolcu değerlemesinde ücret kalifikasyon kuralları
  82. 82Havacılık gelir yönetimi ve envanter kontrol sistemleri: post-process nesting analizi
  83. 83Markalı ücret aileleri ve bağlantı mimarisi
  84. 84Havacılık envanter yönetimi ve GDS entegrasyon sistemleri
  85. 85Havacılık envanter kontrolü ve O&D yönetimi
  86. 86Havacılık rezervasyon ve envanter yönetimi: stratejik iş mantığı analizi

Bir uçuşun geliri geçen yıla göre arttıysa bunun kaç parçası gelir yönetiminin işi? Talep yükselmiş olabilir, rakip fiyat artırmış olabilir, bayram o haftaya denk gelmiş olabilir. Gelir rakamı bunların hepsini tek sayıda topluyor ve RM ekibinin payını görünmez kılıyor. Gelir fırsat modeli (Revenue Opportunity Model, ROM) bu soruya cevap vermek için kuruldu. ROM gelir yönetimini gerçekleşen gelirle değil, o uçuşta mümkün olan en kötü ve en iyi sonuç arasındaki pencerenin ne kadarının doldurulduğuyla ölçer; böylece piyasanın getirdiği geliri kontrollerin getirdiğinden ayırır.

Kaynak metin modelin kökenini açıkça veriyor: uçuş ve segment bazlı gelir fırsat modeli 1987’de American Airlines’ta, mükemmel bilgi olsaydı önceki ayın gelir performansının nasıl iyileştirilebileceğini anlamak için geliştirildi. Yani ROM baştan bir geriye bakış aracı. Kalkış öncesinde karar vermiyor; kalkış sonrasında verilen kararları puanlıyor.

Mükemmel öngörü, belirsizliği denklemden çıkararak bir tavan çiziyor

ROM’un çalışma mantığı basit bir “ne olabilirdi” sorusu. Uçuş kalktıktan sonra elde kesin veri var: hangi sınıfa kaç kişi talep etti, kaç kişi uçağa geldi. Kalkıştan önce bunların hepsi tahmindi; kalkıştan sonra bunlar olgu. Model bu olgularla iki uç senaryoyu yeniden oynatıyor. Birinde hiçbir envanter kontrolü yok. Ötekinde kontroller mükemmel, yani talebin ve show-up’ın tam olarak bilindiği varsayılıyor. İkisi arasındaki fark, o uçuşta gelir yönetiminin oynayabileceği alanın büyüklüğü.

Kaynak metin amacı şöyle tarif ediyor: ROM, mükemmel bir öngörüyle maksimum geliri elde etmek için en uygun envanter kontrollerini belirliyor ve kullanılan gerçek kontrollerin görece iyi mi kötü mü olduğuna karar veriyor. Buradaki kilit kelime “görece”. Gerçekleşen gelir mutlak bir başarı ölçüsü olarak okunmuyor; aynı talep koşullarında mümkün olan en iyiye göre okunuyor.

Mükemmel kontrollerin pratikte uygulanamayacağı açık. Kimse talebi ve show-up’ı kalkıştan önce kesin bilemez. Ama bu senaryonun işi uygulanmak değil, teorik üst sınırı çizmek. Talep tahmini ve show-up belirsizliği sıfır varsayıldığında ulaşılabilecek gelir, mevcut stratejinin belirsizliği ne kadar iyi yönettiğini test etmek için bir kıyas noktası oluyor. Kaynak metin gelir yönetimi sürecinin görevini de bu çerçevede tanımlıyor: talep tahmini ve show-up belirsizliğiyle ilişkili riski etkili biçimde yönetmek ve beklenen geliri maksimize etmek. ROM o riskin ne kadar iyi yönetildiğini sonradan sayıya döküyor.

Yazılım tarafında bunun karşılığı şu: ROM bir optimizasyon motoru değil, bir yeniden oynatma motoru. Girdisi kalkış sonrası kesinleşmiş talep ve show-up verisi, çıktısı her uçuş için üç gelir değeri. Bu da demek ki kısıtlanmamış talebin, yani sınıf kapandığı için kaydı düşmeyen talebin de bir şekilde elde olması gerekiyor. Satılmayan koltuğun arkasındaki talep kayıtta yoksa, mükemmel kontrol senaryosu eksik bir talep üzerine kurulur ve tavan olduğundan alçak görünür.

Kontrolsüz senaryo, tabanı ilk gelene satarak buluyor

Alt sınırı çizen senaryo kontrol yokluğu. Burada envanter ilk gelen ilk alır (first-come, first-served) mantığıyla satılıyor. Koltuklar en düşük ücretli sınıflardan başlayarak doluyor, çünkü erken rezervasyon yapan yolcu genellikle ucuz sınıfı arayan yolcu. Uçak erken doluyor ve kâğıt üzerinde bu bir başarı gibi görünüyor: doluluk yüksek, satış erken bitmiş.

Bedeli sonra geliyor. Son dakikada gelen ve daha yüksek ücret ödemeye hazır yolcu dolu bir uçakla karşılaşıyor ve dışarıda kalıyor, yani spill oluyor. Kaynak metne göre bu senaryo toplam geliri minimize ediyor. Bu yüzden kontrolsüz gelir, RM’nin katkısını ölçmek için doğal bir sıfır noktası: hiçbir şey yapmasaydık ne kazanırdık sorusunun cevabı.

İki senaryonun arası gelir fırsatı. Gerçekleşen gelir bu pencerenin içinde bir yere düşüyor ve RM ekibinin başarısı, piyasa koşullarından bağımsız olarak pencerenin ne kadarının doldurulduğuyla ölçülüyor. Talep zayıf bir ayda pencere daralabilir, güçlü bir ayda genişleyebilir; ölçü pencerenin boyutuna değil, doluluk oranına bakıyor.

AUS-DFW örneği: fırsatın yarısından azı yakalanmış

Kaynak metin bu hesabı 100 koltuklu tek bacaklı bir uçuşla, Austin-Dallas (AUS-DFW) seferiyle somutlaştırıyor. Rakamlar şöyle:

  • Mükemmel kontrollerle maksimum gelir: 12.150 $
  • Kontrol yokken minimum gelir: 7.100 $
  • RM kontrolleriyle gerçekleşen gelir: 9.352 $

Gelir fırsatı maksimum ile minimum arasındaki fark, yani 5.050 $. RM kontrollerinin kontrolsüz senaryoya göre kazandırdığı ek gelir, gerçekleşen ile minimum arasındaki fark, yani 2.252 $. İkincinin birinciye oranı kazanılan gelir yüzdesi (Percent Revenue Gained): yüzde 44,59.

Bu rakamı iki yönden okumak gerekiyor. Birincisi, RM kontrolleri hiçbir şey yapmamaya göre uçuşa 2.252 $ eklemiş; bu gerçek bir katkı ve gelir raporunda başka hiçbir kalemin içinde görünmüyor. İkincisi, aynı talep koşullarında masada kalan tutar 5.050 $ ile 2.252 $ arasındaki fark, yani 2.798 $. Pencerenin yarısından fazlası doldurulamamış. Tek başına 9.352 $ gelir rakamı bu iki bilginin hiçbirini vermiyor.

Kazanılan gelir yüzdesi, kaynak metnin tanımıyla, RM kontrolleri sayesinde elde edilen ek gelirin toplam mümkün gelir fırsatına oranı. Oran düşükse iki açıklamadan biri geçerli: ya sistem düşük değerli yolcuyu fazla kabul edip yüksek değerli talebi kaçırmış, ya da tam tersine yüksek değerli talep beklerken koltukları boş bırakmış. Bu iki hatanın adı var ve ROM kaybı bu iki kaleme bölerek teşhisi mümkün kılıyor.

Kayıp iki yönden geliyor: boş kalan koltuk ve ucuza giden koltuk

Birinci kalem spoilage, yani boşa giden kapasite. Tuhaf olan, talebin fazla olduğu bir uçuşta bile ortaya çıkabilmesi. Kaynak metne göre spoilage’ın temel nedeni, show-up oranlarının ya da yüksek değerli rezervasyon sınıflarına olan talebin olduğundan fazla tahmin edilmesi. Sistem “bu koltuğu daha pahalıya satarım” diye saklıyor, beklenen talep gelmiyor ve uçak boş koltukla kalkıyor. Ucuz sınıfta reddedilen yolcu da kayıp, pahalı sınıfta hiç gelmeyen yolcu da.

İkinci kalem dilution, yani seyrelme. Burada koltuk boş kalmıyor, yanlış yolcuyla doluyor. Kaynak metin bunu mevcut kapasitenin optimal olmayan bir yolcu karmasıyla doldurulması olarak tanımlıyor: daha yüksek ücret ödemeye razı yolcular varken sistemin kapasiteyi daha ucuz sınıflara açması. Bu yüzden dilution doluluk oranından bağımsız bir sorun. Tam dolu bir uçuş da seyrelmiş olabilir; hatta kontrolsüz senaryo tam olarak böyle bir uçuş üretiyor. Kaynak metin dilution’ı maksimum müşteri fırsatı ile gerçekleşen gelir arasındaki farktan hesaplıyor.

İki hatanın yönü birbirine zıt ve bu, ayrı ölçülmelerinin asıl nedeni. Spoilage sistemin fazla temkinli, dilution fazla cömert olduğunu söylüyor. Tek bir “kayıp gelir” rakamı bakan birine hangi yöne düzeltme yapacağını söylemez; iki ayrı rakam söyler. Show-up tahminini aşağı çekmek spoilage’ı azaltırken dilution’ı artırabilir, indirim tahsisatını daraltmak dilution’ı azaltırken spoilage’ı artırabilir. ROM’un katkısı bu dengeyi görünür hale getirmek.

Yazılım tarafında bunun karşılığı, raporlama katmanında kaybın tek bir kolon olarak değil, en az iki ayrı ölçü olarak tutulması. Bir panelde yalnızca kazanılan gelir yüzdesi varsa analist düşüşü görür ama nedenini göremez.

Sınıflar arası spill sırası, indirim tahsisatındaki hatayı ele veriyor

ROM uçuş düzeyinde bir karne veriyor. Hatanın hangi sınıfta yapıldığını görmek için daha ince metriklere iniliyor. Bunlardan ilki spill rate, yani taşma oranı: bir sınıfa gelen talebin ne kadarının koltuk bulamadığı için reddedildiği.

Kaynak metnin koyduğu iş kuralı şu: spill rate değerlerinin en yüksek değerli sınıftan en düşüğe doğru artan bir sırada olması beklenir. Mantığı açık. İyi çalışan bir sistem koltuğu pahalı yolcu için saklar, ucuz sınıfları önce kapatır; dolayısıyla taşma en çok ucuz sınıfta, en az pahalı sınıfta görülmeli. Sıralama bozulmuşsa, örneğin pahalı sınıfta daha çok taşma varsa, sistem indirimli sınıflara fazla koltuk ayırmış ve bunun sonucunda yüksek değerli talebi geri çevirmek zorunda kalmış demektir. Bu, dilution’ın sınıf düzeyindeki izi.

İkinci metrik closing rate, yani kapanış oranı: bir rezervasyon sınıfına olan talebin o sınıftaki mevcut koltuk sayısını aşma olasılığı. Bu oran geriye bakan ROM’u ileriye bağlayan halka. Kaynak metne göre kapanış oranı, gelecekteki kalkışlar için envanterin ne zaman kapatılması gerektiğine dair otomasyon kararlarına temel oluşturuyor. Geçmiş uçuşlarda bir sınıfın ne sıklıkla dolduğu, benzer uçuşlarda o sınıfın ne zaman kapatılacağının girdisi oluyor.

Yazılım tarafında bu iki metrik farklı tüketicilere gidiyor. Spill rate sıralaması bir teşhis kuralı: sıralama bozulduğunda alarm üreten bir kontrol olarak yazılabilir. Closing rate ise bir karar girdisi: envanter kontrol sisteminin kapanış otomasyonunu besliyor. Aynı veri tabanından hesaplansalar da biri analistin panosuna, öteki envanter sisteminin parametre akışına bağlanıyor.

Ölçümün birimi, havayolunun optimizasyon birimiyle aynı olmalı

AUS-DFW örneği tek bacaklı bir uçuş ve hesap orada temiz: bir uçak, bir kabin, bir pencere. Çok segmentli ağlarda soru değişiyor. Kaynak metin kuralı açık koyuyor: bacak ve segment bazlı çalışan taşıyıcılar için gelir fırsatı ölçümleri uçuş bacağı düzeyinde, O&D (Origin & Destination, çıkış ve varış noktası) bazlı çalışan taşıyıcılar için ise ağ düzeyinde hesaplanmalı.

Kuralın arkasındaki mantık, ölçümün kararın verildiği birimde yapılması. O&D taşıyıcısı koltuğu tek bir bacağın gelirine göre değil, yolculuğun bütününe göre dağıtıyor. Böyle bir sistemi bacak bacak puanlamak, karar vermediği bir birimde karne kesmek demek; tavan da taban da yanlış yerde çizilir.

Kaynak metnin önerisi de bu doğrultuda: çok segmentli uçuşlarda lineer programlama modelleriyle ağ düzeyinde optimizasyon yapmak ve kârlılığı segment bazında değil ağ genelinde maksimize etmek. Ölçüm tarafında bu, ROM’un mükemmel kontrol senaryosunun da ağ düzeyinde kurulması demek. Yazılım tarafında ise ölçüm sisteminin, envanter kontrolünün hangi birimde karar verdiğini bilmesi gerekiyor. Leg bazlı bir RM’den O&D’ye geçen bir havayolu, raporlama katmanını aynı anda değiştirmezse yeni sistemi eski ölçüyle değerlendirir ve geçişin getirisini göremez.

Yarın işe yarayacak dört çıkarım

  1. Spill sıralaması tersine döndüğünde indirim tahsisatını daralt. Pahalı sınıflardaki taşma ucuz sınıflardakini geçiyorsa, indirimli sınıflara ayrılan koltuk kapasitesini kıs. Beklenen sonuç, yüksek değerli yolcu hacminde artış.
  2. Spoilage yüksekse tahminleri aşağı revize et. Boş kalkan koltuğun nedeni çoğu zaman şişkin tahmin. Show-up oranı ve yüksek sınıf talep tahminlerini aşağı yönlü düzelt; beklenen sonuç doluluk oranında (load factor) iyileşme.
  3. Kazanılan gelir yüzdesi düşükse kontrolsüz senaryoyla gerçekleşeni yan yana koy. “No Controls” ile “Actual” arasındaki farkı analiz et, kaybın spoilage mı dilution mı olduğunu ayır ve RM algoritmasının kurallarını o yöne göre sıkılaştır. Beklenen sonuç toplam uçuş gelirinde artış.
  4. O&D taşıyıcısıysan ağ düzeyinde ölç ve optimize et. Çok segmentli uçuşlarda lineer programlama modelleriyle ağ düzeyinde optimizasyon yap ve ROM’u da aynı düzeyde hesapla. Hedef segment bazlı değil, ağ genelinde maksimum kârlılık.

Bu bölümde ne yok: reddedilen talebin nasıl tahmin edildiği (“Gelir yönetiminde beklenen kayıp (spill) ve talep analizi”), show-up oranının nasıl modellendiği (“Havacılıkta overbooking (fazla rezervasyon) ve show-up modelleme stratejileri”) ve ağ optimizasyonunun kendisi (O&D bölümleri). Bu bölüm o parçaların ürettiği kararların sonradan nasıl puanlandığını anlatmak için var.