Büyük Şirketten Yavaşça Ayrılmak
Ani ve gösterişli bir istifa yerine, kendi işini zamana yayarak ve temkinli adımlarla kurmanın sağladığı avantajlar.
İçindekiler
Kendi işini kurma hikayeleri genellikle dramatik bir kopuş anıyla başlar. Masaya bırakılan istifa mektubu, şirketteki son iş günü ve ertesi sabah bomboş bir takvime uyanmanın verdiği sarhoşluk. Bu anlatı roman gibi okunduğunda kulağa çok ilham verici gelse de gerçek hayatta herkes için sürdürülebilir bir model olduğunu düşünmüyorum.
Benim benimsediğim yöntem çok daha temkinli ve zamana yayılan bir yol: Ayrılığı tek bir keskin gün olarak değil, geniş bir geçiş dönemi olarak kurgulamak. Bu tercihin romantik bir tarafı yok fakat sunduğu pratik kazanımlar paha biçilemez.
Yavaş ilerlemenin getirdiği avantajlar
En belirgin fayda elbette finansal güvencedir. Düzenli gelir akmaya devam ederken alınan riskler insanı hayati bir paniğe sürüklemez. Bir ürün fikrini denemek, üç ay boyunca üzerinde çalışıp pazarın ilgisini çekmediğini görünce projeyi rafa kaldırmak, tüm birikiminizi eritirken yaptığınızda psikolojik bir yıkıma dönüşebilir. Oysa maaş güvencesiyle hareket ettiğinizde sonuç sadece “bu yaklaşım tutmadı, sıradaki fikre geçelim” olur. Birikiminden yiyen girişimci ise zaman baskısı altında aceleci ve yanlış kararlar almaya çok daha açıktır.
İkinci avantaj zaman algısıyla ilgilidir. Bağımsız bir ürün inşa ederken en zor aşama fikir üretmek değil, o fikrin gerçekten para edip etmeyeceğini öğrenmektir. Bu öğrenme süreci takvimlere sığmaz, çoğu zaman altı aydan uzun sürer. Yavaş ve temkinli yolda o altı ayı sabırla bekleyecek zihinsel huzura sahip olursunuz.
Üçüncüsü ise kurumsal dünyanın sunduğu okul etkisidir. Büyük bir teknoloji şirketinde çalışırken öğrendiğiniz bazı dinamikler gerçekten çok kıymetlidir ve bunları dışarıdan izleyerek öğrenmek neredeyse imkansızdır. Milyonlarca kullanıcılı ölçeklerde nelerin kırıldığını, tek bir mimari kararın yüzlerce mühendise yayıldığında nasıl tepki verdiğini ve organizasyon yapısının yazılımı nasıl şekillendirdiğini ancak o ölçeğin içindeyken gözlemleyebilirsiniz. Kapıyı öfkeyle çarpıp çıkmak, bu değerli okulu vaktinden önce terk etmek anlamına gelir.
Bu yolun getirdiği zorluklar
Açık konuşmak gerekirse bu stratejinin de kendine has zorlukları var ve bunları asla küçümsememek gerekir. Karşılaşılan en büyük engel zihinsel odaklanmadır. İki işi aynı anda tam kapasiteyle yürütemezsiniz. Birine günün en verimli saatlerini verirken diğerine mesai sonrasının yorgunluğunu ayırmak zorunda kalırsınız. Yorulmuş bir zihinle üretilen kodun kalitesi, sabahın taze dikkatiyle yazılanın yanına yaklaşamaz.
İkinci zorluk net bir bitiş tarihinin olmamasıdır. Ani istifaların tek bir tartışmasız faydası vardır: Geri dönüş köprüleri yakıldığı için insan mecburiyetten ilerler. Yavaş geçişte ise böyle bir zorunluluk bulunmadığı için yan projeler kolaylıkla süresi belirsiz bir hobiye dönüşebilir. Bu tuzağa düşmemek adına kendime koyduğum tek bir değişmez kural var: Her çeyrekte dışarıdan herkesin görebileceği somut bir çıktı yayına alınacak. Finansal hedeflerden bağımsız olarak “bu son üç ayda neyi canlıya aldın” sorusunun yanıtı boş kalıyorsa o dönem kaybedilmiş demektir.
Üçüncü mesele ise sabır ve sosyal baskıdır. Süreç uzadıkça çevrenizdeki insanlara ne yaptığınızı açıklamak zorlaşır. Ne tam olarak ayrılmışsınızdır ne de mevcut yerde tamamen varsınızdır. Bu ikilemi dışarıya anlatmaya çalışmayı zamanla bıraktım, sadece kendi belirlediğim ritimde üretmeye devam ediyorum.
Şimdilik nerede duruyorum?
Bu satırları kimseye akıl vermek için yazmıyorum çünkü henüz arkama yaslanıp tavsiye dağıtacak bir noktada değilim. Elimde mucizevi bir başarı hikayesi yok, yalnızca beni zihnen tüketmeden ilerleten sürdürülebilir bir çalışma disiplini var. Nihai tablonun nereye varacağını zaman gösterecek ve ne olursa olsun sonuçları yine burada şeffaflıkla paylaşacağım. Zaten bu sitenin varlık gayesi de tam olarak budur: Henüz sonu yazılmamış süreçleri açıkta tutabilmek.